Bookmark and Share
RAVZAGÜLLERİ   HABERLER
hadis-i şerifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hadis-i şerifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mü'minin diğer mü'mine iyilik yapmasının fazilet ve faydaları şöylece sıralanabilir: 1- Allahu Teala, mü'min kardeşinin bir üzüntüsünün kalkmasına sebep olan kimsenin, kıyamet gününde ahiret üzüntüsünü kaldırır. 2- Allahu Teala, dünya hayatında onun rızkını bollaştırır. 3- O dehşetli kıyamet gününde Allahu Teala'nın azabından emin olur.

4- Mü’min kardeşine yardım edene, bütün hayır kapıları açılır ve iyilik yaptığı kişileri aciz etmediği (iyiliği onların başına kakmadığı) sürece Allah'ın nimetleri o kimsenin yanında sabit kalır.

5- Mü’min kardeşine yardım eden, onun hacetinde (yapılacak işinde) kaldığı müddetçe, Allah'ın ibadetinde ve taatında kalmış sayılır. Ve bu davranışı Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)’in mescidinde bir ay itikaf etmekten daha sevimlidir.

6- Binlerce melek ona dua ve rahmet talep ederler.

7- Mü’min kardeşine yardım edenin yardımı, onun ateşten muhafaza olmasına sebep olur.

8- Her bir adımda yetmiş şehit sevabı yazılır, yetmiş günahı affolunur.

Bu büyük hayrı kazanmak ve buna nail olmak için bir mü'min kardeşinin sıkıntısını karşılıksız olarak gidermek gereklidir. Elimizden geldiği kadar mü'min kardeşlerimizin ihtiyaçlarını giderelim. Bu fırsatı ve bu büyük hayrı kaçırmayalım.

Çünkü biz mü'min kardeşimize yardımcı olduğumuz zaman, Allahu Teala da kıyamet gününde bizlere yardımcı olacaktır.

İnşallah-u Teala.

- Etiketler: , , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 12:40  

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"Ancak tevbe edip inanan ve salih amel işleyenler, İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir." (Furkan; 70)

Nasuh tevbesi demek; geçmişte işlenen günahlara pişmanlık duymak, derhal o günahlardan sıyrılıp çıkmak, bir daha da o gibi günahlara girmemeye de kesin kararlı olmaktır. Tevbe tüm hayırların anahtarıdır ve mü'minlerin kurtuluşu tevbededir.

Hasan-ı Basri' den rivayet edildiğine göre, Allah-u Zülcelal şeytanı dergahından kovunca, şeytan Allah-u Zülcelal'e: "Ululuğun hakkı için, ademoğlunun ruhu cesedinden ayrılmadıkça, bende onu rahat bırakmam." dedi. Allah-u Zülcelal de şeytana şu cevabı verdi: "Ululuğum ve yüceliğim hakkı için, ben de kulumun canı boğazına gelinceye kadar tevbe kapısını önünde açık tutarım."

Anlatıldığına göre, Allah-u Zülcelal Davud (A.S)'a şöyle buyurmuştur: "Ey Davud! Benden yüz çevirenleri benim nasıl beklediğimi, günahları terk edip bana yönelenleri nasıl arzu ettiğimi bilseydiler, hemen bana yönelirlerdi. İşte benden yüz çevirenlere karşı muamelem budur. Bana yönelenlere karşı muamelemin nasıl olacağını sen düşün!"

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki; bilindiği gibi her baba çocuğunu aşık olmuşcasına sever. Bir çocuk aniden babasından yüz çeviripte kaçarsa, o şevkatli baba bir an önce çocuğunun evine dönmesini ister. Allah-u Zülcelal'in merhameti kulların merhametinden daha fazladır. Herkes kendisine sormalıdır! Bu kadar şevkat ve merhamet sahibi olan Rabb'imize, muhabbet beslemek, tevbe edip O'na layık bir kul olmaya çalışmak hak değil midir?

İnsan ne isterse Allah-u Zülcelal onu o kuluna veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf edip, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Zülcelal'e yönelmektir.

Allah-u Zülcelal' in kullarına dönük rahmetine ve esirgeyiciliğine bakın! O, ne kadar çok merhamet sahibidir. O kullarını affetmek için küçük bir bahane arıyor. Onun için her zaman tevbe ederek Allah' a yönelmeliyiz ve beş vakit namazı zamanında kılmaya gayret etmeliyiz. Çünkü Allah-u Zülcelal, beş vakit namazı, büyükleri dışında kalan tüm günahlardan arınma vesilesi kılmıştır. Gerçekten eski insanlar bir defa Allah-u Zülcelal' e söz veriyorlardı ve bir daha sözlerinden dönmüyorlardı.

Hasan-ı Basri bir gün, arkadaşları ile yolda yürüyordu. Karşısına devlet erkanının çocuklarından biri çıktı, hizmetçileri ve yardımcıları da beraberinde idi. Kendisi de atın üstündeydi. Hasan-ı Basri yol ortasında durdu ve: "Ey Emiroğlu, ben bir cümle satıyorum, alır mısın?" dedi.

Emiroğlu: "Kaç dirhem gümüşe satıyorsun?" diye sordu. Hasan-ı Basri: "Bir dirhem gümüşe sattığım var, iki dirhem gümüşe sattığım var." dedi. Emiroğlu: "Önce, bana bir dirhem gümüşe sattığın cümleyi söyle." dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basri: "Ey Emiroğlu, senin evin var mı?" diye sordu. O da: "Var!" dedi.

Hasan-ı Basri: "O evi sen mi yaptırdın, yoksa sana miras mı kaldı?" diye sordu. Emiroğlu: "Ben yaptırdım." diye cevap verdi. Hasan-ı Basri: "Ne kadar sürede yaptırdın?" diye sordu. Emiroğlu: "Şu kadar sürede yaptırdım." dedi. Hasan-ı Basri: "Neden daha kısa bir sürede yaptırmadın?" diye sordu. Emiroğlu: "O binanın taşını taşıyan eşeğe acıdım, bunun için de, kısa zamanda yapamadım." dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basri: "Ey Emiroğlu, başkasının eşeğine acıyorsun. Ama günahların, masiyetin yükünü çeken nefsine acımıyorsun. Hem de günahlar, masiyetler dağlar, tepeler gibi yığılmış iken!" dedi.

Hasan-ı Basri' nin bu sözü Emiroğlu'na tesir etti. Hemen atından indi, Hasan-ı Basri'nin elini öptü ve: "Ya Şeyh, iki dirhem gümüşe sattığın cümleyi de bana söyle!" dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basri: "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Emiroğlu: "Kardeşlerle bir memurluk meselesi için devlet başkanının yanına gidiyorum." diye cevap verdi. Hasan-ı Basri: "Haline bir bak ki, değerli elbiseler giymişsin. Güzel kokular sürünmüşsün ki; onlara karşı mahcup olmayasın. Halbuki, onlar da senin gibi bir insan! Yarın Peygamberlerin, salih zatların yanına gittiğin zaman; bu kadar çok günahla, isyan kiri ile utanmayacak mısın?" dedi.

Bu sözler Emiroğlu'na daha çok tesir etti. Hemen atını kölesine bağışladı. Bundan sonra Hasan-ı Basri'nin elini tutup tevbe ve biat etti. Ölünceye kadar ibadet ve taat işleri ile meşgul oldu.

İşte onlar tevbe ettikten sonra, bir daha aynı hatayı işlemiyorlardı. Allah-u Zülcelal' in merhametine sığınıp günaha dönmüyorlardı. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir." (Şura: 25)

Abdullah İbn-i Mes'ud (R.A)' dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Günahından tevbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir." (İbn Mace)

Yani insan, anasından doğduğu zaman, nasıl günahsız ve tertemiz olarak dünyaya geliyorsa, günahından tevbe eden kimse de anasından yeni doğup, günahsız ve tertemiz dünyaya gelmiş gibi olur. Allah-u Zülcelal çok merhametlidir. Bizlere çok büyük bir nimet olarak tevbe kapısını açmıştır.

Anlatıldığına göre bir adam, bir gün pazara gidip bir hıristiyan köle satın alır ve İslam dininin güzelliğini köleye anlatır. Köle kelime-i şehadet getirerek müslüman olur. Sonra, hesap yapabilmesi için köleye rakamları öğretmeye çalışır. Adam bir dediği zaman köle de bir der. Adam iki dediği zaman, köle: "Hayır iki diyemem, ben Allah'a söz verdim. Çünkü ben bir olan Allah'a secde ediyorum." diye karşılık verir. Kölenin efendisi de, köleyi Allah için azad eder.

İşte onların Allah'a bağlılıkları böyleydi. İnsanın Allah-u Zülcelal'e karşı vermiş olduğu sözde durması lazımdır. Evet, Allah-u Zülcelal çok merhamet sahibidir. Allah'ın merhameti neredeyse o tarafa meyilli olalım. İslam tarihine baktığımız zaman, İslam dinine göre, şimdiki insanların davranışları ile o zamanki insanların davranışları birbirinden çok farklıdır. Bunun için Allah-u Zülcelal'e çok yalvarmamız lazımdır.

Cüneyd-i Bağdadi şöyle anlatmıştır:

"Bir gün rüya aleminde ya da hal esnasında gördüm ki, şeytan çıplak olarak insanlarla oynuyor. Ona dedim ki: "Ey Lain, sen o kadar hayasızsın ki, insanlarla çıplak olarak oynuyorsun." Şeytan: "Bunlar insan mıdır? Bunlar insan değil ki, ben onlardan haya edeyim. Bunların Allah ile hiç bir alakası yoktur." diye karşılık verdi. Ona: "Peki seni yakan insanlar kimdir?" diye sordum. Şeytan "Filan camiye git, orada bazı insanlar görürsün, işte onlar beni yakıp mahvettiler." diye cevap verdi. Şeytana: "Onlar seni ne ile yakıyorlar?" diye sordum.

Şeytan: "Ben onları aldatmak için yanlarına yaklaşıyorum; hemen "Allah" diyorlar. Bu sebeple beni yakıyorlar." diye cevap verdi. Bu halden sonra uyandım baktım ki, gece yarısıdır. Hemen o camiye gittim. Oradakilere selam verdim ve birisi bana dönerek: "Sen o köpeğe inanma!" dedi. Anladım ki onlar, benim bu halimden haberdardırlar." İşte onlar, daima Allah-u Zülcelal ile beraber bulunuyorlardı. İnsan Allah' la beraber bulunduğu zaman, Allah-u Zülcelal' in kudret ve azametinin karşısında kimsenin duramayacağını anlar.

Onun için sahabeler, Hz. Peygamber (S.A.V)'e:

"Ya Rasulallah, Allah'ın velileri kimdir?" diye sormuşlar, Hz. Peygamber (S.A.V) de şöyle cevap vermiştir: "Görüldüklerinde Allah'ı hatırlatan kimselerdir." (İbn Mace, İbn Ebi'd-Dünya)

Çünkü evliyalar daima Allah-u Zülcelal'den bahsederler. Onun için her zaman iyi kişilerle beraber olup, onların sohbetlerine gitmek gereklidir.

Bir mürşid-i kamile: "Sizin işiniz nedir, ne ile meşgulsunuz?" diye sorduklarında: "Bizim işimiz, çözmek ve bağlamaktır." cevabını vermiş, tekrar: "Bağlamak ve çözmek ne demektir bizi aydınlatır mısınız?" diye sorduklarında, şöyle cevap vermiştir: "Biz, bize gelen kimselerin kalplerini dünyadan çözer, ahirete bağlarız."

İşte bu söz, çok doğru bir sözdür. Allah'a ulaşabilmek için bir Allah dostuna ihtiyaç vardır. İnsan ancak bir Allah dostu vasıtasıyla Allah'a ulaşabilir. Bu yolu takip etmek lazımdır, aksi halde Allah'a ulaşmak çok zor olur. İnsan devamlı zikir ve sohbet meclislerine gittiği zaman, günahkar da olsa,. Allah-u Zülcelal'in af ve mağfiretine mazhar olur. Nasıl, kar güneşin karşısında eriyorsa, günahlar da o şekilde eriyip yok olur.

Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

"İyi insanla kötü insanın yanında oturanların hali, misk satanla demirci körüğü çekenin yanlarında oturanın hali gibidir. Miskçinin yanında oturursan ya sana misk verir veya satın alırsın, yahut onun güzel kokusundan faydalanırsın. Demirci körüğü çekene gelince, ya elbiseni yakar, yahut onun pis kokusundan rahatsız olursun." (Buhari, Müslim)

Anlatıldığına göre, Ka'bü'l-Ahbar şöyle demiştir:

"Allah-u Zülcelal mahlukatı yaratmadan önce iki cümle yazıp Arş'ın altına astı. Bu cümlelerden birincisi şöyledir: Kötü arkadaşlarla düşüp kalkan kimse, tüm iyi kulların amelleri kadar iyi amel işlese bile ben onun tüm amellerini kötülüklere çevirerek kıyamet günü kendisini kötülerle birlikte haşrederim.

Diğer cümle de şöyledir: İyi arkadaşlarla düşüp kalkan kimse, tüm kötülerin kötülükleri kadar günah işlese bile, ben onun kötülüklerini iyi amellere çevirerek kıyamet günü, kendisini iyilerle birlikte haşrederim." Bilindiği gibi, kötü arkadaşlarla düşüp kalkan kimse, iyi amellerini bir kenara bırakır ve kötülüklere yönelir. İyi arkadaşlarla düşüp kalkan kimse ise, kötü amelleri bırakır, pişman olur ve iyi amellere yönelir.

Evliyalarla, salih kimselerle beraber olan kişilerin Allah' a muhabbetleri artar. Marifetullah sahibi olurlar. İbadetler tatlı gelmeye başlar, günahlar ise onlar için çirkinleşir, iğrençleşir. Allah' ın aşkı, sevgisi kalplerine dolar. İnsan ibadetlerinde ne kadar kusurlu olduğunu, nefsinin ne kadar zelil olduğunu, Allah' ın azametine karşı kendi acizliğini anlar. İşte bunlar iyi kişilerle, evliyalarla beraber olmanın faydalarıdır.

Onun için insan Allah-u Zülcelal'in yolunda sapmadan doğru bir şekilde yürüyebilmek için daima iyi kişilerle birlikte olmalıdır. Böyle kimselerle beraber olmak hem Allah-u Zülcelal'i, hem Hz. Peygamber (S.A.V)'i hem de evliyaları razı eder.

Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin...

- Etiketler: , , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 12:29  

Ebù Hureyre Radı’yallahu Anh naklediyor:
“Rasùlullah Salla’llahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
-Allah’ın yüzden bir eksik, 99 ismi vardır. Her kim bunları ihsâ ederse Cennet’e girer...
1. Hu vallahulleziy lâ ilâhe illâ Hu, 2. Rahman, 3. Rahîym, 4. Melik, 5. Kuddûs, 6. Selâm, 7. Mü’min, 8. Müheymin, 9. Aziz, 10. Cebbâr, 11. Mütekebbir, 12. Hâlik, 13. Bâri, 14. Musavvir, 15. Ğaffar, 16. Kahhar, 17. Vahhab, 18. Rezzâk, 19. Fettah, 20. Alim, 21. Kaabız, 22. Bâsıt, 23. Hafıd, 24. Râfi, 25. Muizz, 26. Muzill, 27. Semi, 28. Basir, 29. Hakem, 30. Adl, 31. Lâtif, 32. Habir, 33. Halim, 34. Azim, 35. Gafûr, 36. Şekûr, 37. Âliyy, 38. Kebir, 39. Hafîz, 40. Mukit, 41. Hasib, 42. Celîl, 43. Kerîm, 44. Rakîb, 45. Mucîb, 46. Vasî, 47. Hakim, 48. Vedûd, 49. Macid, 50. Bâis, 51. Şehîd, 52. Hakk, 53. Vekîl, 54. Kaviyy, 55. Metin, 56. Veliy, 57. Hamid, 58. Muhsî, 59. Mubdî, 60. Muîd, 61. Muhyî, 62. Mumît, 63. Hayy, 64. Kayyum, 65. Vâcid, 66. Macîd, 67. Vâhidül Ahad, 68. Sâmed, 69. Kaadir, 70. Muktedir, 71. Mukaddim, 72. Muahhir, 73. Evvel, 74. Âhir, 75. Zâhir, 76. Bâtın, 77. Vâli, 78. Müteâli, 79. Berr, 80. Tevvab, 81. Muntakim, 82. Afuvv, 83. Raûf, 84. Mâlik-el mülk, 85. Zül Celâl-i vel ikrâm, 86. Muksıt, 87. Câmi, 88. Ğani, 89. Muğnî, 90. Mâni, 91. Dârr, 92. Nâfi, 93. Nûr, 94. Hâdi, 95. Bedî, 96. Bâki, 97. Vâris, 98. Reşîd, 99. Sabûr (celle celâluhü).

ANLAMLARI:

1-"Hüvallahü'l-lezi La ilahe illa Hu" "Allah"

O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah'tır.

2-"er-Rahman":Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada)

3-"el-Melik":Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.

4-"er-Rahim":Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhamet eden (ahirette).

5-"el-Kuddüs":Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.

6-"es-Selam":Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan.

7-"el-Mü'min":Kullarına emniyet veren. Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunu

ortaya koyan,kullarına yaptığı vadinde sadık.

8-"el-Müheymin":Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,her şeyi gözetip koruyan.

9-"el-Aziz":İzzet sahibi,mağlup edilmesi imkansız olan,her şeye galip olan.

10-"el-Cabbar":Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.

11-"el-Mütekebbir":Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

12-"el-Halik":Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan var eden

büyüklükte eşi olmayan.

13-"el-Bari":Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

14-"el-Muvassir":Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

15-"el-Gaffar":Kullarının günahını örten,mağfireti çok, günahları bağışlayıcı.

16-"el-Kahhar":Her şeye,her istedigini yapacak surette,galip ve hakim.

17-"el-Vahhab":Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.

18-"er-Rezzak":Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

19-"el-Fettah":Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran,darlıktan kurtaran.

20-"el-Alim":Her şeyi en ince noktasına kadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan.

21-"el-Kabıt":Dilediğine darlık veren,sıkan,daraltan.

22-"el-Basit":Dilediğine bolluk veren,açan,genişleten.

23-"el-Hafıd":Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren.

24-"el-Rafi":Yukarı kaldıran,yükselten,dereceleri yükselten.

25-"el-Muiz":İzzet veren,aziz kılan.

26-"el-Müzil":Zillete düşüren,hor ve hakir eden.

27-"es-Semi":Her şeyi işiten,kullarının niyazını kabul eden.

28-"el-Basir":Her şeyi gören.

29-"el-Hakem":Hikmet sahibi olan,yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden.

30-"el-Adl":Son derece adaletli olan.

31-"el-Latif":En ince işlerin bütün inceliklerini bilen,lütuf ve ihsan sahibi olan.

32-"el-Habir":Her şeyi iç yüzünden,gizli tarafından haberdar olan.

33-"el-Halim":Yumuşak davranan,hilmi çok olan.

34-"el-Azim":Pek azametli olan,yüce.

35-"el-Gafur":Çok bağışlayan,mağfireti çok.

36-"eş-Şekur":Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşılayan.

37-"el-Aliyy":Çok yüce.

38-"el-Kebir":Pek büyük.

39-"el-Hafız":Yapılan işleri bütün tavsilatiyla hıfzeden,her şeyi afat ve beladan koruyan.

40-"el-Mukit":Bilen,tayin eden.Her yaradılmışın rızkını veren.

41-"el-Hasib":Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen.

Mahlukatına kafi olan.

42-"el-Celil":Azamet sahibi olan,ululuk sahibi olan.

43-"el-Kerim":Çok ikram edici,kerimi olan.

44-"el-Rakib".Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.

45-"el-Mucid".Kendine yalvaranların isteklerini veren,duaları kabul eden.

46-"el-Vasi":Lütfu bol olan.

47-"el-Hakim":Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli,hikmet sahibi olan.

48-"el-Vehud":İyi kullarını seven,rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.

49-"el-Mecid".Şanı, şerefi çok üstün olan.

50-"el-Bais".Ölüleri dirilten ,kabirlerden çıkaran.

51-"eş-Şehid".Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.

52-"el-Hakk":Vacib'ul vücut olan,varlığı hiç değişmeden duran.

53-"el-Vekil":Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden.

54-"el-Kaviyy":Pek kuvvetli.

55-"el-Metin":Pek güçlü.

56-"el-Veliyy":Seckin kullarının dostu.

57-"el-Hamid":Ancak kendine hamd edilen,bütün varlığın diliyle övülen.

58-"el-Muhsin":Namütenahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen.

59-"el-Mubdi'u ":Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.

60-"el-Muid":Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61-"el-Muhyi":İhya eden,dirilten,can bağışlayan,sağlık veren.

62-"el-Mümit":Canlı,bir mahlukatın ölümünü yaratan,öldüren.

63-"el-Hayy":Diri,tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.

64-"el-Kayyum":Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen,evveli olmayan.

65-"el-Vacid".istediğini,istediği vakit bulan.

66-"el-Macid".Kadri ve şanı büyük,kerem ve müsamahası bol.

67-"el-Vahid":Tek.Zatında,sıfatlarında,isimlerinde,efailinde ortağı ve benzeri olmayan.

68-"es-Samed":Her şey O na muhtac,fakat O hiç birşeye muhtac degil.

69-"el-Kadir":istediğini,istediği gibi yaratmaya muktedir olan.

70-"el-Mukdedir":kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.

71-"el-Mukaddim":İstediğini öne getiren,öne alan.

72-"el-Muahhir".İstediğini geri koyan,arkaya bırakan.

73-"el-Evvel":Her şeyden önce var olan.

74-"el-Ahir":Her şey helek olduktan sonra geri kalan.

75-"ez-Zahir":Varlığı sayısız delillerle açık olan.

76-"el-Batın":Akılların idrak edemeyecegi yüce azabı gizli olan.

77-"el-Vali":Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başina idare eden.

78-"el-Müteali":Aklın mümkün gördüğü her şeyden,her halden pek yüce olan.

79-"el-Berr":Kullarına iyilik ve ihsanı,nimetleri bol olan.

80-"el-Tevvab":Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

81-"el-Muntekım".Günahkarlara,adaletiyle,müstahak oldukları cezayı veren.

82-"el-Afüvv".Affeden,magfiret eden.

83-"er-Rauf":Merhamet edici, pek şefkatli.

84-"Malik'ül-Mülk":Mülkün ebedi ezeli sahibi.

85-"Zülcelali ve'l-İkram":Hem azamet sahibi,hem fazlu kerem sahibi.

86-"el-Muksit":Hükmünde ve ef alinde adaletli olan.

87-"el-Cami":İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.

88-"el-Ganiyy":Çok zengin,hiç bir şeye muhtaç olmayan.

89-"el-Muğni":Diledigine zenginlik veren müstağni kılan.

90-"el-Mani":Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen,engelleyen.

91-"ed-Darr":Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan,hüsrana uğratan.

92-"el-Nafi":Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan,faydalandıran.

93-"en-Nur":Alemleri nurlandıran, dilediğini nur eden, nur olan.

94-"el-Hadi":Hidayete kavuşturan,kulunu hayırla muvaffak kılan.

95-"el-Bedi":Örneksiz,misalsiz,acaip ve hayret verici alemler yaratan.

96-"el-Baki":Varlıgının sonu bulunmayan,ebedi olan.

97-"el-Varis":Varlığı devam eden,servetlerin hakiki sahibi.

98-"el-Raşit":Bütün alemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.

99-"es-Sabur":Çok sabırlı olan,isyankarlardan acele intikam almayan.

- Etiketler: , , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 13:08  

ÖLMEDEN ÖLMEK




İnsanoğlu beşerdir, şaşarak yaşar, yaşayarak şaşar.
Alemlerin rabbi imtihan sahasına bizleri birer oyuncu olarak göndermiş. Tek yapmamız gereken oyunu kuralına göre oynamak.
Oyun nedir ?

Kısaca anlatmaya çalışayım.
Oyun aslında tek kişilik, kurallar sabit ömür kadar hakkımız var. Ara devreler müsibet adı altında hastalık vb. sıkıntı zamanları.
Peki oyun nedir ?
Oyun çok basit, "İNSAN GİBİ YAŞAMAK..."

Şaka gibi geliyor değil mi ama gerçek..
Yalnış duymadınız sadece "İNSAN GİBİ YAŞAMAK..."
Peki ödülü nedir ?
Hayal gücünün alamadığı ya da bittiği noktada olabilecek her türlü nimet...
Oyuna başlayalı epey bi zaman geçti Hz.Adem oyunun ilk parçası. Peki oyun ne zaman bitecek. Dediğim gibi bu oyun tek kişilik. Kişi tüm haklarını
bitirdiği vakit oyun sona erecek.

Peki bu oyunun hakemi kim ?
Düşününce onuda buluyor insan, hakem "Kendi Vicdanımız..."

Dalga geçiyorsun diyeceksiniz !
Hayır dalga geçmiyorum sadece "Hayvan Gibi Yaşamanın, hakemin gözünden kaçmasını" hazmedemiyorum.
Kendi adıma konuşuyorum.

Her insanın bir felsefesi olmalı bir merkez taşı...

Benim felsefemi merak ediyorsunuz, söyleyeyim...

Hani hep derler Allahu teala cehennemlik kullarını huzuruna cagırdığı zaman onlar diyecekler ki ya rabbi bizi tekrar gönder dünyaya
bir daha sana asi gelmeyeceğiz "İnsan gibi yaşayacağız". Allahu tealada diyecek hayır artık bitti bu son durak dönüş yok.

Şimdi benim felsefem şu. Diyorumki kendime "Ben Ölmüşüm, Cehennemliğim, tam cehenneme giderken Allahu Tealaya yalvarıyorum. Ya rabbi
beni bağışla tekrar gönder dünyaya bir daha sana asi gelmeyeceğim. "İnsan gibi yaşayacağım". Allahu tealada bana bu şansı vermiş ve şu an
dünyada sözümü tutmak icin yaşıyorum."

Efendim, Ölmeden ölmek her insana nasip olmaz deyip birazda felsefeme şükrederek yaşıyorum.
Dünya hali olurda canlanırsak ölmek icin çok yalvaracağız. Hiç olmazsa yaşadığımıza delil götürelim değil mi.?

İtikat sahibiyim ben diye düşünüyorum, en sevdiğime itikatlı nasıl olurum diye, hepinizin aklına gelen aslında benimde aklıma geliyor.
Tek yapmam gereken "Sevdiğim kapıdan kovsa bacadan girerim" sözünü yaşamak. Riyakar olmayalım o sevgi sahabelere has bi olgu...
Biz kimizki sevdiğimize candan öte muhabbet duyup candan öte bağlanalım o sevgi bizde yok ki uygulayalım.

İlerde birgün sevgili imtihan ederse o zaman hatırlarsınız bu sözü "İtikat sadakatla el bağlamaktır."
Kasriarifan.Com internet adresinde rastgeldim bu söze. Sanırım bu söz herşeyi anlatıyor...

Dediğim gibi bugünler aslında dün yaşamamız gereken olaylar. Günleri hep bir gün geriden yaşıyoruz.
Unutmayın ölüm sadece yaşamdır, biz şu an hala rüyadayız.

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 12:48  

MÜSLÜMANLIK NERDE
BİZDEN GEÇMİŞ İNSANLIK BİLE...

Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile...
Âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!
Kaç hakikî Müslüman gördümse: Hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!
İstemem dursun o pâyansız mefâhir bir yana...
Gösterin ecdâda az çok benzeyen bir kan bana!
İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr!
Çok değil ancak! Necip evlâda lâyık tek şiâr.
Varsa şayet, söyleyin bir parçacık insâfınız:
Böyle kansız mıydı – Hâşâ – kahraman eslâfınız ?
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdâsına?
Benzeyip şîrâzesiz bir mushafın eczâsına,
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet târumâr?
Böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar?
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle adet miydi, bî-pervâ, yemek insan leşi?


Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!
Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bâri gülmekten utan!...
“His” denen devletliden olsaydı halkın behresi:
Pâyitahtından bugün taşmazdı sarhoş nâ’rası!
Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
Lâkin aşk olsun ki, aldırmaz da otlarmış eşek,
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
Hasmı, derken, çullanmışlar yutmadan son lokmayı!..


Bir hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:
Hâlimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!
Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!
Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:
Vakit çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
Davranın haykırmadan nâkûs-ı izmihlâliniz...
Öyle bir buhrâna sapmıştır ki, zirâ haliniz:
Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!
Davranın, zîra gülünç olduk bütün bir âleme,
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervâh, intikam;
Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram!
Kahraman ecdâdımızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa: İstikbâlinizden korkulur, pek korkulur!


Mehmet Akif Ersoy
13 Haziran 1329 (1913


“Kim Müslümanların derdini kendine mâl
etmezse onlardan değildir” (Hadîs-i Şerif)

- Etiketler: , , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 12:23  

Şüphesiz ALLAH, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl suresi,ayet, 90)





ALLAH'IM SENİ HERŞEYDEN ÇOK SEVİYORUM...




Sadece Allah'a ayıracak zamanınız varsa okuyun.
Okuyun ve düşünün bakalım.

'Biz Allah'ı (cc) Cuma günleri mescide sığdırmaya çalışıyoruz.
Belki cuma gecesine, çok nadiren kalkılabilirse, yatağın sıcaklığından feragat edilebilirse de Sabah namazlarına.. ..

Ama hastalıklarımız, zayıflıklarımızda, doğal afetlerde, kısaca zorda ve çaresiz kaldığımızda hemen etrafımızda olsun istiyoruz... .
ve, hiç şüphesiz, en çok da ölümün hatırlandığı cenazelerde.

Maalesef, biz Allah'tan (cc) bunları beklerken, Allah (cc) için işte, oyunda, hayatımızın neredeyse tamamında yerimiz ve zamanımız yok...
Çünkü...
Diğer zamanlar işlerimizi kendimiz halledebiliriz düşüncesi hayatımıza girmiş.
Ya da açıkça söylersek o zamanlar Allah'a (cc) ihtiyacımız yok.
Karşılıksız alabileceğimiz en iyi hediye namazımızdır, Hem masrafsız ve ödüller de muhteşemdir.

Allah beni affetsin, ....
O'nun hayatımda ilk sırada olmaması gerektiğini kabul ettiğim yer ve zamanların varlığından dolayı.

Her zaman O'nun bizim için yaptıklarını daima hatırlayacak zamanlarımız olmalı.


Evet, ALLAH'ı (cc) çok seviyorum.
O benim var olma ve kurtulma kaynağım.
Beni her gün ayakta tutuyor.
O'ndan başka sığınılacak kapı olmadığını bilmek..

Onsuz hiçbirşeyim….
Diyebiliyormusunuz?
Eğer Allah' ı seviyorsanız ve O'nun sizin için gerçekleştirdiğ i muhteşem şeylerden utanmıyorsanız. ...

bunu arkadaşlarınıza iletin.
Bunun için zamanınız varmı?
-Gerçekleri söylemek neden bu kadar zor.
Aynı zamanda yalanları söylemek de bu kadar kolay?

-Neden namazda uykuluyuz da bitince aniden uyanıveririz?

-Böyle mesajları paylaşmak varken silmek neden kolayımıza gelir?

Ne gariptir, ALLAH'a (cc) inandığını söyleyip de şeytanın peşinden gitmek .

Ne gariptir, fıkraları çılgınca paylaşırız, mesajlar
havalarda uçuşur da iş İslamiyetle ilgili bir mesajın iletilmesine geldiğinde iki defa düşünürüz.

Bu mesajı eğer birilerine gönderirseniz, adres listenizdeki herkese gönderebilecek misiniz? Yoksa ne tepki vereceğini bilmediğinizden ya da emin olmadığınızdan göndermeyecek misiniz?

Allah'ın bizim için ne düşündüğünden çok insanların bizim için ne düşündüğüne önem
vermemiz sizin adalet terazinizle ne kadar adil görünüyor?
Herşeyden önemlisi ne kadar daha yaşayacağınızı sanıyorsunuz? ...

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 11:33  

BİR MÜSLÜMANIN NAMAZI TERKETMESİ İLE
ALLAH (C.C) ONA 15 MUSİBET VERİR.
BUNLARDAN 5'İ DÜNYA'DA ,3'Ü ÖLÜM ANINDA
3'Ü KABİR'DE , 4'Ü ARASAT'TA.

DÜNYA HALİ
1.Nuru kaldırır.
2.Ömründen bereket alınır.
3.Duası kabul olmaz.
4.Salihlerin duasından istifade edemez.
5.Sair ibadetleri kabul olmaz.

ÖLÜM HALİ
1.Aç ölür.
2.Susuz ölür.
3.Hor ölür.

KABİR HALİ
1.Kabir onu sıkar.
2.Kabrine ateş dolar.
3.Onun üstüne akraa adında bir ejder oturur.

ARASAT HALİ
1.Hesabı zor verir.
2.Gazaba düçar olur.
3.Alnına üç satır yazılır.
4.Cehenneme dahil olur.
a)Bu adam gazabı hak etti.
b)Bu adam allahın hakkını zayi etti.
c)Bu adam o gün allahın rahmetinden uzak olur.

- Etiketler: , , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 11:14  

Mevlid Kandili Kandiliniz Mübarek olsun.




"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 107)
İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.



O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.



O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmrân, 164)


Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.O âlemlerin Rabbinden, "Alemlere rahmet olarak gönderildi."




Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O'na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O'nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı. O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:
"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."(Sebe, 28) İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O'nu örnek almak, Kur'an'a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)'nın ifâdesiyle O'nun ahlâkı Kur'an'dı.(Müslim, Misâfirîn, 139). Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:
"Andolsun, Allah'ın rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21)Bu geceyi nasıl ihya edelim?Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber'in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu! Bu geceyi vesile bilerek, O'na ümmet olmanın şuuruna erebilmek, Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım. O'na ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz. Unutmayalım... Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah'ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir...
"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın..." (Âl-i İmrân, 31)

- Etiketler: , , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 08:26  

PEYGAMBERİMİZİN AHLÂKI

Hz. Ali (ra)'nın oğlu Hz. Hüseyin (ra) naklediyor: Babam Hz. Ali'den, Peygamber Efendimiz'in, meclisinde bulunan dost ve arkadaşlarına karşı nasıl davrandıklarını sorduğumda şöyle anlattılar: "Resûlullah (sav) Efendimiz: Her zaman güler yüzlü yumuşak huylu ve alçak gönüllü idiler. Asla asık suratlı katı kalpli, kavgacı, şarlatan, kusur bulucu, dalkavuk ve kıskanç değildiler. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir; kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onları, isteklerinden tamamen mahrum bırakmazdı. Üç şeyden titizlikle uzak dururlardı: Ağız kavgası, boş boğazlık ve malâya'ni! Şu üç husustan da titizlikle sakınırlardı: Hiç kimseyi kötülemezler, kınamazlar ve hiç kimsenin aybı ile gizli taraflarını öğrenmeye çalışmazlardı. Sadece yararlı olacağını ümid ettikleri konularda konuşurlardı.
Hz. Peygamber konuşurken, meclisinde bulunan dinleyiciler, başlarının üzerine kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan kulak kesilirlerdi. Zât-ı Risâletleri susunca da konuşma ihtiyacı duyanlar söz alırlardı. Ashab, Resûl-i Ekrem'in huzurunda konuşurlarken bir birleriyle asla ağız dalaşında bulunmazlardı. İçlerinden birisi Resûlullah (sav)'ın huzurunda konuşurken o sözünü bitirinceye kadar, hepsi de can kulağıyla konuşanı dinlerdi. Peygamber Efendimiz'in katında onların hepsinin sözü, ilk önce konuşanın sözü gibi ilgi görürdü. Ashabın güldüklerine kendileri de güler, onların taaccüb ettikleri şeylere kendileri de hayretlerini ifade ederdi. Huzurlarına gelen gariblerin (bedevilerin) kaba-saba konuşmaları ile pervasızca suallerinin yol açtığı tatsızlıklara sabrederlerdi. Ashabı ise, onların gelip sual sormalarını çok isterlerdi.Peygamber Efendimiz: "Hacetinin giderilmesini isteyen bir ihtiyaç sahibi ile karşılaştığınız zaman ona yardımcı olunuz" buyururlardı. Hz. Peygamber, ancak yapılan iyiliğe denk düşen ve fazla dalkavukluğa kaçmayan övgüleri kabul eder ve haddi tecavüz etmediği müddetçe hiç kimsenin sözünü kesmezdi. Şayet yüksek huzurlarında haddi aşacak şekilde konuşulursa, o zaman, ya konuşanı susturmak ya da o meclisten kalkıp gitmek suretiyle ona engel olurlardı."
GÜZEL AHLÂK KÂMİL İMAN ALAMETİDİR Katade oğlu Umeyr der ki: Bir adam: "Hangi Mü'minin imanı daha kamildir?" deyince de: Rasulullah (sav): "Ahlâkı en güzel olanların imanıdır" buyurdu. (Taberani) İki haslet vardır ki, mü'minde bir araya gelmezler: Cimrilik ve çirkin ahlâk. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace) Mü' minlerin iman bakımından en olgun olanları, ahlâkı en güzel olanlarıdır. En hayırlılarınız kadınlarına en hayırlı olanınızdır. (Ebu Davud)
GÜZEL AHLÂK İBADETTİRSize yorulmadan yapılan en kolay ibadeti bildireyim, o da susmak, boş laf konuşmamak ve güzel ahlâktır. (İbni Ebi'd-Dünya) Kişi güzel ahlâkı sayesinde gece ibadet eden ve kavurucu sıcakta susuzluk çeken oruçlunun derecesine ulaşır. (Taberani)
GÜZEL AHLÂK ALLAH(C.C) VE RESÛLÜNÜN (ASM) SEVGİSİNİN ALÂMETİDİRGüzel huylar Allah katında bir hazine gibi korunmaktadır. Allah bir kulunu sevince, ona güzel bir huy ihsan eder. (Hâkim) Bana en sevgili olanınız ve bana ahirette de en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanınızdır. Sizden en çok kızdıklarım ve ahirette bana en uzak olnalarınız da, ahlâkı kötü olanlar, gevezeler, böbürlenenler ve boş boğazlardır. (Ahmed, Taberani, İbni Hıbban, Tirmizi)
GÜZEL AHLÂK GÜNAHLARI YOK EDERGüzel ahlâk, güneşin kırağıyı erittiği gibi, günahları eritir. (Haraitî) Suyun buzu erittiği gibi, güzel ahlâk da günahları eritir. (Yok eder.) Kötü ahlâk da, sirkenin balı bozduğu gibi (güzel) amelleri bozar. (Taberani) İşarat'ül İ'caz, Mektubat, Zülfikar, Tergip ve Terhip, İhya-i Ulum'id-din, Peygamberimiz'in Şemaili, Câmiü's-Sağir"Ahlâk olmadığında iman tesir etmez!"Uyan ey gözlerim gafletten uyan Uyan uykusu çok gözlerim uyan Azrailin kastı canadır inan Uyan ey gözlerim gafletten uyan Uyan uykusu çok gözlerim uyan

- Etiketler: , , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 13:14  

NAMAZ

"Kulun namazda aklına bir hayır gelse, hemen onu yapmaya koşmalıdır. Bu, Allah'a ensevimli olan şeylerdendir. Çünkü O, bunu kendisi için en sevimli yerde/namazdakuluna hatırlatmıştır.

Namaz kılan kimse kötü ve gazaba vesile olan basit ve beğenilmeyen işlerihatırlamışsa ondan süratle sakınmalıdır. Çünkü o, kulu Allah'ın yakınlığındanuzaklaştıran bir şeydir. Onu kula ibadet yerinde hatırlatması bir azarlama,yanlışlığını itiraf ettirme anlamı taşıdığı gibi ayıplama ve uyarı da olabilir.Bunu terk etmek Allah'a yaklaştıran sebeplerdendir. Bu kulun Yüce Rabbine güzelicabet ettiğini gösterir. Bu kulun Allah'a ulaşmada takip edeceği bir yoludur.

Kulun aklına bir boş temenni, bir heva/kötü arzu gelir veya geçmiş veyagelecekle ilgili herhangi bir düşünce doğarsa bilmelidir ki, bu düşmanı olanşeytandan gelen bir vesvesedir. Ona olan hasedinden dolayı kendisini böylemeşgul etmektedir. Bu şekilde onun, namazın rükünlerine kalbi ile iştiraketmesini engellemek ve kalbinin Allah'a münacaatta bulunmasından meşgul etmekister. Şeytan bu yolla ona zarar veren şeylerle meşgul ederek, faydalışeylerden perdelemek ister. Bununla onu namazın zikirlerinin her birindehatırlanması gereken tedebbür/okuduğunu anlamak, tazim, hamd, dua veistiğfardan mahrum etmek ister.

Eğer aklına geçim işi, ne yapacağım endişesi ve duasında istediği şeyleri nasılelde edeceği düşüncesi gelirse, bunun nefis tarafından olduğunu bilmelidir. Butür şeyleri düşünmesi nefsinin kendisine dünya ile ilgili konularda verdiğivesveseden kaynaklanmaktadır.

Namaz kılanın aklına mahzurlu bir arzu veya isyan düşüncesi gelirse bu helak veuzaklaşma sebebidir. Bu tür düşünceler, insanı azdıran düşmanın/şeytanın onuçepeçevre sarması sonucu nefs-i emmarenin bir sıfatı olarak meydana gelir. Budurum ilahi huzurdan uzaklaşma ve perdelenme alametidir. O aynı zamanda kulungazaba uğramasının, Allah'ın hoşnutluğundan uzaklaştırılmasının ve kendisindenyüz çevrilmesinin bir delilidir.

Kul, namazda bu tür düşüncelerle yüzyüze gelince, hemen bunları zihninden yoketmeye, nefsin vesvese ve fısıltısını kesmeye çalışması gerekir. Kul, bu türdüşüncelerin kalbinde ortaya çıkmasına imkan vermemelidir, yoksa onlarkendisine sahip ve hakim olur. Aklı ile onlara kulak vermemesi gerekir, aksidurumda bu düşünceler onu iyice sarar. Onlara kalbiyle katılmamalı,uzatmamalıdır; yoksa bu düşünceler onu zikir ve kalp uyanıklığındanuzaklaştırıp cehalet ve gaflete götürür
Namaz kılan kimsenin kalbine yapılması ertelenmiş herhangi bir hayır düşüncesidoğarsa, onu kesin olarak yapmaya niyet etmelidir. Çünkü bu ona hatırlatılmışve kendisinden yapılması istenilmiştir. Sadece niyet edip namaza devam etmeli:"bu iş nasıl, ne zaman olacak, onu nasıl yapacağım?" gibidüşüncelerle meşgul olmamalıdır. Böyle yaparsa, gelecekteki işleri tedbiretmekle meşgul olup o anda yönelmesi gereken asıl işini kaçırmış olur. Bu daşeytanın onun namazından çalması ve kendisine tuzak kurmasıdır.
Bu konuda Hz. Resûlullah'tan (s.a.v) şu durumlar rivayet edilmiştir. Resûlullah(s.a.v) namazda iken üzerinde bulunan cübbesinin işlemeleri dikkatini çektiğiiçin onu çıkarmış ve:

"Bubeni namazda meşgul etti" buyurmuştur.( Bkz: Buhari, Salat, 244; Müslim,Mesacid, 61; Ebu Davud, Salat, 168; Nesai, Salat, 187; İbnu Mace, Libas, 1.)

YineAllah Resûlü (s.a.v) bir gün namazda ayakkabısının bağına baktı; bağlar yeniidi, dikkatini çekti. Efendimiz (s.a.v) onun çıkarılmasını ve eski bağlarınıngetirilmesini emretti.( İbnu Mubarek, K. Zühd, No: 383.)

YineAllah Resûlü (s.a.v) bir defasında yeni bir ayakkabı giymişti, namazdaayakkabının güzelliği hoşuna gidince hemen secdeye kapandı ve namazdan sonra:"Gazabına uğramayayım diye Rabbime karşı tevazu gösterip secdeyekapandım" buyurdu. Daha sonra o ayakkabısını çıkarttı ve karşılaştığı ilkdilenciye verdi. Sonra Hz. Ali'ye, kendisine bir çift tüysüz ve sade ayakkabısatın almasını emir buyurdu ve onları giydi.( Zebidi, İthafu's-Sade, III, 204.(Buradaki kayda göre hadisi, Abdulah b. Hufeyf, "Şerefu'l-Fukara"isimli eserinde, zayıf bir senetle Hz. Âişe'den (r.a) rivayet etmiştir)

"Şeytandedi ki: Onları mutlaka saptıracak ve boş kuruntulara aldatacağım."( Nisa4/115.)

Diğer ayette bu manada şöyle buyrulmuştur:

"Onlardangücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt. Süvarilerinle, yayalarınla onlarıyaygaraya boğ. Mallarına ve evlatlarına ortak ol. Kendilerine boş vaadlerdebulun. Aslında şeytan, insanlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez."(İsra 17/64.)

Sonra Yüce Allah, şeytanın bu hile ve aldatmasından bazı kullarını hariçtutmuştur. Onlar, Yüce Allah'ın desteği ile şeytana karşı galip gelen, ilahikoruma içinde bulunduklarından ve Allah'ı kendilerine vekil edip O'na tevekkülettiklerinden düşman/şeytan onlara ulaşıp da bir zarar veremez. Bütün bunlar,şu ayetlerde ifade edilmektedir:

"Şurası muhakkak ki, benim ihlaslı kullarım üzerinde senin hiçbir tesirin ve ağırlığınolmayacaktır. Onlara vekil olarak Rabbin yeter."( İsra 17/65.)

"Senikardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, ayetlerimiz(mucizeler) sayesinde düşmanlar size erişemeyecektir. Siz ve size tabi olanlarüstün geleceksiniz."( Kasas 28/35.)

"Gerçekşu ki, iman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın hiçbirhakimiyeti yoktur."( Nahl 16/99.)

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 07:27  

Ruhlar gurup guruptur.
Birbirine benzeyenler kaynaşır;
benzemeyenler de ayrı düşerler.
(Buhari,Enbiya:19)

- Etiketler: , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 10:36  

Resulullah'ın (a.s.m.)huzuruna biri geldi ve:
''ya Resulullah,henüz aralarına katılmamış olduğu halde
bir topluluğu seven kimse hakkında ne buyurursunuz ?''diye sordu.
Resulullah (a.s.m.):''Kişi sevdiğiyle beraberdir.''buyurdu.
(Buhari,Edep:96)

- Etiketler: , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 10:23  

''İnsanlar bize iyilik yaparsa biz de iyilik yaparız.
Eğer haksızlık yaparsa bizde haksızlık yaparız.''
diyen şahsiyetsiz insanlardan olmayın!
Tam tersine,kendinizi,insanlar iyilik yaparsa iyilik yapmaya,kötülük
yaparlarsa da haksızlık yapmamaya alıştırın.
(Tirmize,Birr:62)

- Etiketler: , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 10:12  

Hediyeleşiniz.
Çünkü hediye kalpteki kini giderir.
(Tirmizi,Vela:6)

- Etiketler: , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 10:04  

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 06:04  

Müslüman,Müslaman'ın kardeşidir.Ona haksızlık yapmaz.Tehlikeli bir durumda
kalsa yalnız bırakmaz.Kim,bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını karşılarsa ,
Allah da onun ihtiyacını giderir.Kim bir Müslüman'ın üzüntüsünü giderirse ,
Allah da Kıyamet Günü onun üzüntüsünü giderir.
Kim bir Müslüman'ın aybını örterse,Allah da Kıyamet Günü onun aybını örter.
(Buhari, Mezalim:3)

- Etiketler: , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 12:29  

Bir kişi Resulullah'a (a.s.m.) gelerek:''Ya Rasulullah,kıyamet ne zaman kopacak?''diye
sordu.Resulullah (a.s.m.):''Onun için ne hazırlığın var?''buyurdu.
Bedevi:''Ya Rasulullah!Namaz,oruç ve sadaka olarak pek bir şeyim yok.
Fakat ben Allah ve Resulünü seviyorum.''diye cevap verdi.
Resulullah (a.s.m.):''Öyleyse sen sevdiklerinle berabersin.''buyurdu.
(Buhari,Edep:95)

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 12:13  

Cömertlik, cimrilikle israfın
denge unsurudur.(İmam-ı Gazali)

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 12:33  

Şeyh Edebali Hazretleri,Osman
Gazi'ye şu unutulmaz nasihatleri yapmıştır:
''Oğul! Güçlü,kuvvetli.akıllı ve kelamlısın.
Ama bunları nerede ve nasıl kulanacağını bil
mezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin...
Daima sabırlı ve iradene sahip olasın!...Bir
bey sabretmesini bilmelidir.Vaktinden önce çiçek
açmaz .Ham armut yenmez; yense bile bağrında
kalır .Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir.''
Ananı ve atanı say!Bil ki bereket,büyüklerle
beraberdir.En büyük zafer nefsini tanımaktır.Dost
ise,nefsi tanıyanın kendisidir.

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 10:20  

Affetmek fazilettir.Emanete sahip
olmak imandandır.
Kanaat insanı zengin yapar;yerinde
kulanılmayan zenginlik azdırır.
Akıllı kimse ,günahlarını tövbe ile
örtendir.Cömert ,kötülük yapana iyilikle
karşılık verendir.
Alim;sözü,işine uygun olandır.
Alim ilme doymaz.
Akıllı;şehvetten uzaklaşan,ahireti
dünya ile değişmeyendir.Akıllı,yalnız
ihtiyacı kadar konuşur.
Allaha kavuşmak,kötü insanlar
dan uzak durmakta olur.

- Etiketler: , , , , , Gönderen ravzagulleri zaman: 09:51